Toplumda engelli bireylere yönelik iyi niyetle yapılan bazı davranışların, farkında olmadan onların bağımsızlıklarını kısıtladığı ve görünmez mikro ayrımcılıklara yol açtığı belirtiliyor. Klinik Psikolog Derya Yalçınkaya, bu tür tutumların temelinde yatan 'sen yapamazsın' varsayımının, engelli bireylerin eşitlik hissini zedelediğini vurguluyor.
İYİ NİYETLİ YARDIMLAR EŞİTLİK DUYGUSUNU ZEDELİYOR
Yalçınkaya, izin almadan yardım etmek, duygusal bir tonda konuşmak gibi davranışların, engelli bireylerin kontrolünü elinden alarak onların alanını daralttığını ifade ediyor. Tekerlekli sandalyeyi itmek veya birini karşıdan karşıya geçirmeye zorlamak gibi iyi niyetli görünen eylemlerin, aslında kişinin kendi başına yapabileceklerini kısıtladığını ve bu durumun iyilikten çok bir üstünlük hissi taşıdığını belirtiyor. Bu davranışlar, eşitlik duygusundan ziyade, 'sen yapamazsın' varsayımını pekiştiriyor.
DİL VE TANIMLAMALARDA GÖRÜNMEZ AYRIMCILIK
Engelli bireylere hitap ederken kullanılan dilin, kişiyi engelinden ibaret görme hatasına yol açabildiğine dikkat çekiliyor. 'Özürlü' gibi artık kullanılmayan ifadeler veya 'normal insanlar' gibi karşıt bir grup yaratmak, dışlayıcı bir ton oluşturuyor. Ayrıca, acıma yüklü, küçültücü veya aşırı duygusal bir ses tonu, kişiyi çocuklaştırabiliyor. 'Tekerlekli sandalyedeki çocuk' veya 'Downlu kız' gibi ifadeler, kişinin kimliğini tek bir özelliğe indirgeyerek özne olma halini gölgeliyor. Uzmanlar, kişinin yeterliliğine veya kimliğine dair varsayımlarda bulunmak yerine, sade bir saygı ve eşitlik hissiyle yaklaşmanın gerçek temasın temeli olduğunu belirtiyor.

