İstanbul Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi Maden Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Ali Kahrıman, madencilik ve çevre arasındaki ilişkiyi değerlendirdi. Kahrıman, madencilikle çevreyi karşı karşıya koymanın bilime, teknolojiye ve toplumsal akla aykırı olduğunu belirtti. Günümüzde bu ikisinin birlikte yürütülebilecek bilgi ve mühendislik kapasitesine ulaşıldığını vurgulayan Kahrıman, asıl meselenin madenin nasıl çıkarılacağı, nasıl işleneceği ve elde edilen değerin kimlerle paylaşılacağı olduğunu ifade etti.
MADENİN GERÇEK DEĞERİ
Prof. Dr. Kahrıman, dünyanın en zengin maden rezervlerine sahip olunsa dahi, madenlerin ham madde olarak çıkarılıp satılmasının ülkenin geleceğini başkalarının sanayisine bağışlamak anlamına geldiğini söyledi. Oysa aynı madenlerin katma değerli ürünlere dönüştürülmesiyle bambaşka bir anlam kazanacağını belirtti. Bor mineralinin yalnızca ton başına satılacak bir taş olmadığını, cam elyafı, bataryalar ve nanoteknolojide stratejik bir girdi haline geldiğini örnek gösterdi. Nadir toprak elementlerinin elektrikli araç motorları ve rüzgâr türbinlerinin kalbi olduğunu, altın ve gümüşün ise elektronik devrelerde ve sağlık teknolojilerinde hayat kurtarıcı rol oynadığını açıkladı. Bu nedenle madenin asıl değerinin yerin altında değil, işlenip dönüştürüldüğünde ve ülkenin kalkınma yolculuğuna katıldığında ortaya çıktığını vurguladı.
DOĞA DOSTU MADENCİLİK MÜMKÜN
"Çevreyle dost madencilik mümkün mü?" sorusuna, bugünün teknolojisiyle verilecek tek cevabın "Evet, mümkündür" olduğunu dile getiren Kahrıman, suyu kapalı devre kullanan tesislerin, atıkları geri kazanıp yeniden üretim süreçlerine katan işletmelerin ve bitmiş maden sahalarını ağaçlandırıp doğaya kazandıran uygulamaların var olduğunu belirtti. Otonom makineler ve yapay zekâ destekli patlatmalarla çevresel ayak izini küçülten teknolojilerin bulunduğunu hatırlattı. Meselelerin niyet ve irade meselesi olduğunu, doğayı yok ederek kalkınmak ile doğayı korurken üretimi sürdürmenin insanın tercihi olduğunu söyledi. Tercihin doğa ile uyumlu üretim olması gerektiğini savundu.
YEREL ORTAKLIK MODELİ
Bugün madencilik projelerine karşı en büyük direncin yerel halktan gelmesinin boşuna olmadığını, çünkü insanların çoğu zaman çevresel yükü çekerken ekonomik getiriden pay alamadığını ifade etti. Bu noktada yeni bir modelin şart olduğunu belirten Kahrıman, yerel ortaklık modelini önerdi. Maden işletmelerinin yalnızca şirket ve devletin ortaklığıyla yürümeyip, yerel yönetim, köylü, kooperatif ve sivil toplumun da paydaş olması gerektiğini vurguladı. Böylece gelirin bir kısmının doğrudan bölgeye döneceğini, altyapı, eğitim ve sağlığa yatırım yapılacağını söyledi. İnsanların kendi topraklarında yabancı değil, ortak hissedeceğini, bunun toplumsal barışı güçlendireceğini ve göçü azaltacağını belirtti. Bir akademisyen ve yurttaş olarak, bir köyün yanı başında maden işletilirken o köyün yoksullukla boğuşmasının sürdürülebilirlikten söz etmeyi abes hale getirdiğini açıkça ifade etti.
POPÜLİZM VE GERÇEKLER
Türkiye'de madencilik tartışmalarının çoğu zaman popülizmin kurbanı olduğunu, bir yanda "yeraltı kaynaklarımızı sonuna kadar işletelim" diyenlerin, diğer yanda "madenciliği tamamen durduralım" diyenlerin bulunduğunu gözlemlediğini aktardı. Oysa gerçek hayatın siyah-beyaz olmadığını, üretmeden kalkınmanın, istihdam yaratmanın ve refah sağlamanın mümkün olmadığını ancak doğayı korumadan da gelecek kuşaklara onurlu bir miras bırakılamayacağını savundu. Bu yüzden popülist sloganların ötesine geçip, bilimin ve aklın rehberliğinde orta yolun bulunması gerektiğini belirtti.
GELECEĞİ KAZANMANIN YOLU
Bugün Türkiye'nin önünde net bir tercih olduğunu söyleyen Kahrıman, ya madenleri ham madde olarak çıkarıp satmaya devam ederek kısa vadeli gelir uğruna hem doğayı hem kalkınmayı heba etmek ya da çevre dostu teknolojilerle madenleri işleyip, katma değerli ürünlere dönüştürerek, geliri adil biçimde paylaşarak toplumsal refahı yükseltmek olduğunu ifade etti. Kendi tercihinin ise madenin yerin altında potansiyel olduğunu ancak çevreyle uyumlu biçimde çıkarıldığında ve katma değerli ürüne dönüştürüldüğünde kalkınmanın ta kendisi olduğunu belirtti. Son söz olarak, madencilik ve çevrenin birbirinin düşmanı değil, birlikte var olduğunda geleceği aydınlatacak iki dost olduğunu söyledi.


