Prof. Dr. Zakir Avşar, "Meşruiyet aşınırken" başlıklı yazısında, günümüz siyasal tartışmalarının yüzeysel çekişmelerin ötesinde, bir dil, söylem ve yön krizi barındırdığını ortaya koyuyor. Avşar'a göre, ana muhalefet liderinin "Dezenformasyon Üretim ve Dağıtım Merkezi" gibi hareket etmesi, ülkenin karşı karşıya olduğu sorunlara yönelik manipülatif mesajlar vermesi, hem kendi güvenirliğini hem de ülkenin değerlerini zedeleyen bir noktaya ulaşmış durumda.
Siyasal Tartışmaların Gerçek Yüzü
Avşar, özellikle yurt dışı temaslarında yapılan açıklamaların ve iç siyasete yönelik çarpık değerlendirmelerin uluslararası platformlara taşınmasının, yalnızca günlük polemikler üretmekle kalmayıp, siyasal eleştiriyi yapan kişinin duruşunu da tartışmalı hale getirdiğini vurguluyor. Siyasal tartışmaların gürültüsünün arttığı durumlarda, söylenenlerin büyüdüğünü ve asıl meselenin göz ardı edildiğini belirten Avşar, siyasal hayatın kırılma anlarının genellikle yüksek sesli polemiklerde değil, meşruiyetin sessizce aşındığı alanlarda yaşandığını ifade ediyor. Bu durumun, bir iktidar-muhalefet gerilimi olarak değil, siyasal mücadelenin hangi meşruiyet zemininde yürütüldüğü sorunu olarak ele alınması gerektiğini savunuyor.
Meşruiyetin Kaynağı ve Aşınma Süreci
Avşar, modern demokrasilerde meşruiyetin dışarıdan edinilen bir etiket değil, içeriden üretilen bir ilişki olduğunu belirtiyor. Siyasal aktörlerin meşruiyetlerini seçmenle kurdukları bağdan ve temsil ettiklerini iddia ettikleri toplumsal kesimlerle kurdukları anlam ilişkisinden ürettiğini vurgulayan Avşar, bu ilişkinin seçimlerle sınırlı kalmayıp dil, sembol, aidiyet ve süreklilik üzerinden inşa edildiğini açıklıyor. Bu içkinlik zayıfladığında, siyasetin biçim değiştirdiğini, temsilin tanıklığa, iknanın ise onay arayışına bırakıldığını ve meşruiyet aşındırma sürecinin başladığını dile getiriyor. Bu aşındırmanın, iyi niyetli görünen söylemlerle ilerleyebileceğini ancak meşruiyeti güçlendirmek yerine yerinden ettiğini ekliyor. Siyasal aktörün kendi toplumundan alamadığı onayı dış referanslardan telafi etmeye başladığında, siyasal mücadelenin yurttaşlar arasında değil, siyasal topluluk ile dış norm üreticileri arasında yürütülür hale geldiğini, bunun da meşruiyet arayışının ve kaynağının yön değiştirmesi anlamına geldiğini belirtiyor. Son olarak, bu anlayışın tarihsel hafızası güçlü, egemenlik bilinci yüksek toplumlarda kalıcı olamayacağını ve meşruiyet aşındığında temsil krizi kaçınılmaz hale geldiğinde, bunun ancak yeniden topluma dönerek aşılabileceğini vurguluyor.

