YAŞAM
Yayınlanma : 03 Aralık 2025 19:16

Modern yaşamın koşturmacasında kendimizi unutuyor muyuz? Uzmanından öz-sevgi sırları

Modern yaşamın koşturmacasında kendimizi unutuyor muyuz? Uzmanından öz-sevgi sırları
Modern yaşamın koşturmacasında kendimizi unuttuğumuzu belirten Dr. Yasemin Meriç Kazdal, öz-sevgi kazanmanın küçük molalar ve kendimize vereceğimiz küçük hediyelerle mümkün olduğunu vurguluyor.

Günümüzün yoğun iş temposu, şehir hayatının stresi ve bitmeyen sorumluluklar, pek çoğumuzun kendine hak ettiği değeri vermesini engelleyebiliyor. Klinik Psikolog ve Psikoterapist Dr. Yasemin Meriç Kazdal, bu durumun üstesinden gelerek öz-sevgi kazanmanın yollarını aydınlatıyor.

KENDİNİ UNUTMANIN GÖRÜNMEZ BEDELİ

Modern yaşamın hızlı akışında, sıklıkla kendimizi başkalarına veya görevlerimize öncelik verirken buluyoruz. "Biraz dinlenmeyi hak ettim" desek de, o dinlenmeye bir türlü sıra gelmiyor. Başkalarına yetişme, işleri tamamlama ve sorumlulukları eksiksiz yerine getirme çabası, kendi ihtiyaçlarımızı, kendimize iyi davranmayı ve küçük mutlulukları ertelememize neden olabiliyor. Kendine hediye vermek, sadece yeni bir eşya almak anlamına gelmiyor; sakin bir sabahı kendine ayırmak, gün içinde birkaç dakika nefeslenmek ya da sadece var olmayı seçmek de bu kapsama giriyor. Bu küçük anlar, yaşamın hızına karşı bir denge unsuru oluşturarak, "Ben de bu hayatın bir parçasıyım" mesajını veriyor. Sürekli üretme, başarma ve yeterli hissetme isteği, farkında olmadan içsel bir baskı yaratabiliyor. Bu durum, kişinin kendi sınırlarını gözetmeden, sadece "yetişmek" için yaşamasına yol açabiliyor ve nihayetinde ruhsal tükenmişliğe neden olabiliyor. Gün sonunda hissedilen yorgunluk, sadece bedensel değil, aynı zamanda duygusal bir ihtiyacın da göstergesi olabiliyor. Çünkü kişi, kendine iyi davranmayı ve küçük hediyeler vermeyi unutmuş olabiliyor. Oysa kendine iyi davranmak, bir lüks değil, temel bir ihtiyaçtır.

KÜÇÜK HEDİYELERİN BÜYÜK ETKİSİ

Araştırmalar, kısa molaların ve bilinçli farkındalık anlarının stres seviyesini düşürdüğünü ve yaşam doyumunu artırdığını gösteriyor. Günün bir bölümünü sessiz geçirmek, telefonu bir süreliğine uzaklaştırmak veya ertelediğin bir kitabı okumak gibi eylemler, görünürde "büyük" olmasa da ruh üzerinde derin etkiler bırakabiliyor. Bu anlarda zihnimiz, "yetişmek" zorunda olmadığını hatırlıyor. Kişinin kendine verdiği her küçük hediye, "Ben de değerliyim" mesajını somutlaştırarak, dış onaydan bağımsız bir özsaygı geliştirmesine yardımcı oluyor. Öz-şefkat, kişinin kendi insani sınırlarını kabul etmesi, hatalarına anlayışla yaklaşması ve kendine zaman tanımasıyla güçleniyor. Kendine küçük hediyeler vermek, bu öz-şefkati somutlaştırarak zihni tazelemeye ve yaşamla dengeli bir bağ kurmaya destek oluyor. Kendine alan açabilen bir kişi, dış dünyayla da daha dengeli bir ilişki kurabiliyor. Çünkü içsel denge sürdürüldüğünde, kişi hem kendine hem de çevresine daha iyi katkıda bulunabiliyor. Kendimize hediye vermek için özel bir zamanı beklemeye gerek yok; birkaç dakikalık sessizlik yaratmak, güneşi yüzümüze çevirmek veya günü acele etmeden tamamlamak bile içsel dengeyi destekleyebilir. Gerçek hediye, dışarıdan alınan bir nesnede değil, içsel farkındalıkta yatıyor. Duyguları tanımak, ihtiyaçları fark etmek ve sınırları korumak, kişiyi kendine yaklaştırıyor. Bazen sadece "hayır" diyebilmek bile, o an kişinin kendine verebileceği en şefkatli yanıttır. Yaşam, sürekli bir şeylere yetişmekten çok, kendimize dönebildiğimiz anlarda anlam kazanıyor. Belki de bu yüzden en gerçek hediye, "Kendine iyi davranabilme" kapasitesidir.