EKONOMİ
Yayınlanma : 27 Aralık 2025 17:17

Montesquieu ve Rousseau: Özgürlüğün Yasal Temelleri ve Genel İrade Tartışması

Montesquieu ve Rousseau: Özgürlüğün Yasal Temelleri ve Genel İrade Tartışması
BUSİAD'ın düzenlediği felsefe söyleşisinde Prof. Dr. Armağan Öztürk, Montesquieu ve Rousseau'nun 'yasa varsa özgürlük vardır' fikrini ve genel irade kavramını yorumladı. Türk demokrasisinde çoğulculuk ve toplumsal yapı sorunlarına değinildi

Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD), önemli bir felsefe söyleşisine ev sahipliği yaptı. Bursa Uludağ Üniversitesi ve Bursa Felsefe Kulübü işbirliğiyle düzenlenen Açık Kapı Toplantıları/Felsefe Söyleşileri kapsamında, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Armağan Öztürk, "Montesquieu ve Rousseau Genel İdare" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Yasa Varsa Özgürlük Vardır: İki Büyük Düşünürün Perspektifi

Prof. Dr. Armağan Öztürk, söyleşide burjuva siyasi düşüncesinin iki temelini oluşturan Montesquieu ve Jean-Jacques Rousseau'nun fikirlerini derinlemesine inceledi. Montesquieu'nun yasaların hakimiyeti, kuvvetler ayrımı ve özgürlük gibi kavramlarla yeni bir devlet iç mimarisi önerdiğini belirten Öztürk, Rousseau'nun ise daha radikal bir özgürlük ve daha fazla toplumsal katılım öngördüğünü vurguladı. Bazı düşünürlerin mevcut krallıklara karşı hukukun üstünlüğünü savunduğunu, bazılarının ise bu çabaları tehlikeli bulup daha fazla özgürlük ve eşitlik talep ettiğini ifade etti. Öztürk, "Montesquieu'ya göre bir ülkenin hukuk ve siyasetini anlamak için öncelikle toplumunu anlamak gerekir. Kanunların ruhu, toplumların yapısıdır. En iyi kural, topluma uygun kuraldır. Toplum değişirse hukuk değişir, ekonomi değişirse hukuk değişir, kültür değişirse hukuk değişir." dedi.

Genel İrade Kavramı ve Eleştirileri

Prof. Dr. Öztürk, Montesquieu'nun monarşi ile despotizm arasındaki temel farkı yasa hakimiyetine bağladığını ve yasa yoksa keyfiliğin olduğunu savunduğunu aktardı. Her iki düşünürün de ortak noktası olarak "yasa varsa özgürlük vardır" fikrini benimsediğini belirtti. Montesquieu'nun yasama, yürütme ve yargı kuvvetler ayrımı fikrini ilk kez ortaya attığını ve yargının arkasında aristokrasi, yasamanın arkasında halk ve yürütmenin arkasında kralın olması gerektiğini düşündüğünü söyledi. Rousseau'nun ise mülkiyet ve devletin her türlü kötülüğün kaynağı olduğunu savunduğunu ve "genel irade" kavramıyla, insanların kendilerini yönetecek yasaları kendileri yapıp ona itaat ettiklerinde hem özgür hem de eşit olabileceklerini öne sürdüğünü anlattı. Ancak Öztürk, genel iradenin diktatöryal, faşist veya komünist rejimler tarafından topluma bir şeyi kabul ettirmek için bir metafora dönüştürülebileceği tehlikesine de dikkat çekti.

Türk Demokrasisi ve Çoğulculuk Sorunu

Soru üzerine özel mülkiyetin yokluğunun bireyciliğin gelişimini geciktirdiğini ve bunun Türk demokrasisini baştan sakatladığını belirten Prof. Dr. Öztürk, toplumsal yapıdan bağımsız bir rejim tartışması yapılamayacağını ifade etti. Otoriterlik tartışmalarının arkasında toplumsal yapının yattığını ve hem İslamcıların hem de Kemalistlerin otoriter olabileceğini dile getirdi. Siyasi kültürün değişmez olmadığını ve Türk toplumunun da evrileceğini düşündüğünü belirten Öztürk, çoğulculuk ve karşıdakinin fikrine değer verme konusunda sorunlar yaşandığını, çoğulculuğa değer verilmesi gerekirken karşıdakilere "hain" denilebildiğini sözlerine ekledi. Söyleşi sonunda Prof. Dr. Armağan Öztürk ve Prof. Dr. İbrahim Hızalan'a, Çağdaş Eğitim Kooperatifi'nin "Kır Çiçekleri Okusun Diye" sosyal sorumluluk projesine yapılan bağışın sertifikası takdim edildi.