Şair Erkılıç, 'Esrarengiz kuyu…' başlıklı eserinde, gece, dip, karanlık ve gayya gibi imgeleri kendi şiirsel diliyle yeniden işleyerek insanlığın yaşadığı derin kırılmalara dikkat çekiyor.
GAYYA KUYUSUNDA GÜNEŞİ GÖRMEK
Siyasetin yorduğu, soykırımın sürdüğü, haksızlığın ve hukuksuzluğun orta yerde durduğu bir dünyada, Erkılıç esrarengiz geceyi, karanlık dibi, üstü darağacı ve ortası ip olan bir sahneyi anlatıyor. Şair, 'Gayya kuyusunda güneşi gördüm / Karanlık ırzına geçmek üzreydi' dizeleriyle karanlık içinde bir umut ışığı yakalarken, bu durumu hayra yoruyor.
ÂB-I HAYAT VE ÖLÜM ARASINDA
İnsanların cayır cayır yakıldığı, binaların gümbür gümbür yıkıldığı, gökte uçan kuşların sapır sapır döküldüğü bir dünyada, Erkılıç esrarengiz ölümü, bin bir zulmü, çekilen çileyi ve kurulan hileyi ele alıyor. 'Âbı hayat denen sıvıyı gördüm / Ölüm, suyu benden almak üzreydi' ifadeleriyle hayat ve ölüm arasındaki ince çizgiyi şiirsel bir dille yansıtıyor.
DERİNCE KAZILAN KUYU VE UYANIŞ
Siyasetin sığlığında, soykırımın çığlığında, haksızlığın ve hukuksuzluğun cirit attığı, sevgisiz ve aşksız bir dünyada, şair dertlerin bizim, sizin, benim ve senin olduğunu vurguluyor. 'Derince kazılan kuyudur gördüm / Kuyu, soğuk suya batmak üzreydi' dizeleriyle derin bir metafor sunarken, 'Uykuda mısın sevgili yarim' türküsüyle uyanarak esrarlı dünyaya ve yaşanası hayata dönüyor.

