2025 yılına ait veriler, ABD'nin Çin'i ekonomik olarak izole etme çabalarının beklenen sonucu vermediğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Tarife savaşlarının getirdiği belirsizliklere rağmen, Çin'in ihracatı yıllık bazda %5,5'lik bir artışla 3,77 trilyon dolara ulaştı. İthalatının 2,58 trilyon dolarda kalmasıyla, Çin'in dış ticaret fazlası tarihte ilk kez 1 trilyon doları aşarak 1,19 trilyon dolara yükseldi. Bu durum, Çin ekonomisindeki olumlu tabloyu vurgularken, ABD ekonomisi ise 2025'i yaklaşık 1 trilyon dolarlık devasa bir dış ticaret açığıyla tamamladı.
ABD'NİN NÜFUZ KAYBETME KORKUSU
Washington yönetiminin Çin'e yönelik sertleşen tavrının ardında, Pekin'in üretim gücünü küresel bir diplomatik silaha dönüştürmesi yatıyor. Amerikan yönetiminin Çin'e odaklanması, kendi pazarını koruma çabasından ziyade, küresel müttefik sahalarındaki kontrolünü kaybetme endişesinden kaynaklanıyor. Başkan Donald Trump'ın gümrük vergilerini önemli ölçüde artırması iki ülke arasındaki ticareti zedelerken, Çin'in ABD'den boşalan kapasiteyi hızla diğer bölgelere kaydırması asıl alarm veren gelişme oldu. Çin'in ABD'ye ihracatı %20 azalırken, en büyük ticaret ortağı ASEAN ülkelerine ihracatı %13,4 arttı.
PEKİN EKONOMİK KALE KURDU
Avrupa Birliği pazarında da benzer bir yükseliş grafiği çizen Çin, kıta ülkelerine yaptığı ihracatı %8,4 artırdı. Afrika'daki %25,8'lik ve Latin Amerika'daki %7,4'lük artışlar, Pekin'in "Küresel Güney" üzerindeki etkisinin geri döndürülemez bir noktaya ulaştığını gösteriyor. Uzmanlar, ABD'nin asıl endişesinin kaybedilen ticaret hacmi değil, Çin'in Latin Amerika ve Afrika gibi geleneksel müttefik sahalarında kurduğu ekonomik kale olduğunu belirtiyor. ABD'nin baskı kurma çabalarına rağmen, 1,19 trilyon dolarlık devasa ticaret fazlası Pekin'in finansal gücünün direncini kanıtlıyor. Bu durum, küresel ticaretin merkezinin artık kalıcı olarak doğuya kaydığının somut bir işareti olarak kabul ediliyor.


