Bir Tren, Bir Cinayet ve Hepimize Düşen Sorumluluk

Yayınlanma : 04 Şubat 2026 19:19

Bir Tren, Bir Cinayet ve Hepimize Düşen Sorumluluk

 

Bugün Almanya’da bir trende yaşandığı bildirilen bir cinayet haberi, yalnızca bir adli vaka olarak geçip gitmemeli. Haberlerde yer alan bilgilere göre, bir yolcu ile görevli arasında çıkan şiddet sonucu, Türk uyruklu bir tren kontrolörü hayatını kaybetti. Failin Yunan uyruklu olduğu bilgisi özellikle vurgulandı. İşte tam da burada durup düşünmemiz gerekiyor: Neden?

 

Çünkü suçun milliyeti olmaz. Pasaportun rengi, işlenen fiilin ağırlığını ne artırır ne de azaltır. Buna rağmen haber dilinde ısrarla uyrukların öne çıkarılması, acının kendisinden çok kimlikleri konuşmamıza yol açıyor. Oysa ortada kaybedilmiş bir insan hayatı, geride kalan bir aile ve derin bir travma var.

 

Avrupa’nın ortasında, kamusal bir alanda, herkesin gözü önünde yaşanan bu şiddet eylemi bize şunu hatırlatıyor: Güvenlik sadece kameralarla, polisle sağlanmaz. Toplumsal gerilim, öfke dili ve “öteki”ni suçlu gösterme alışkanlığı arttıkça, en sıradan yolculuklar bile tehlikeli hâle gelir.

 

Göçmenler, farklı kökenlerden insanlar Avrupa’nın günlük hayatının parçası. Trenler, metrolar, otobüsler bu çok kültürlü hayatın en somut mekânları. Eğer buralarda görev yapan insanlar, sadece işlerini yaptıkları için canlarından olabiliyorsa, sorun bireysel bir cinnetin ötesine geçmiştir.

 

Bu olay üzerinden Türk–Yunan karşıtlığı üretmeye çalışanlar olacaktır. Aynı şekilde göçmen düşmanlığını körüklemek isteyenler de. Ancak bu tuzaklara düşersek, şiddetin ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Adalet, bireysel suç üzerinden yürür; kolektif kimlikler üzerinden değil.

 

Bugün yapılması gereken şey çok net: Hayatını kaybeden görevlinin insan olarak değerini teslim etmek, ailesinin acısını paylaşmak ve kamusal alanlarda çalışan herkesin güvenliğini ciddiyetle tartışmak. Milliyetleri değil, ihmalleri; kimlikleri değil, nedenleri konuşmak.

 

Bir tren yolculuğu, kimsenin son yolculuğu olmamalı