Doğum günüm gibiydi şimdi ise acı verici…

Yayınlanma : 10 Ocak 2026 21:04

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü geldiğinde, doğum günüm gibi hissederim. Sabahın erken saatlerinden itibaren telefonlar çalar, mesajlar düşer, iyi niyet dilekleri ardı ardına gelir. İnsan ister istemez şunu düşünür: Demek ki bu mesleğin hâlâ bir kıymeti var… ya da en azından varmış gibi yapılıyor.

 

Sonra durup kendime sorarım: İnsanlar gerçekten gazeteciler gününde bir ayrım yapıyor mu? Kişisel sempatiyi değil, işini hakkıyla yapanla yapmayanı ayırmaktan bahsediyorum. Çünkü gazetecilik hiçbir zaman yüksek maaşlı bir meslek olmadı. Bugün 35 yaşındayım; babam bildim bileli bu işi yapıyor. Çocukluğum matbaa kokusunda, haber telaşında geçti. Hani vardır ya, koltuğunun altında bir tomar gazeteyle objektife bakan küçük bir çocuk fotoğrafı… İşte o fotoğraf tam olarak beni temsil ediyor.

 

Doğum günüm gibiydi şimdi ise acı verici…

Ama ne gariptir ki uzun yıllar bir ortama girdiğimde “Gazeteciyim” demeye utanırdım. Çünkü bu meslek, ustalarımın, meslek büyüklerimin alın teriyle öyle yüceltilmişti ki; kendimi gazeteci olarak tanıtmak sanki hava atmak gibi gelirdi. “Benim ne haddime” derdim.

 

 

Bugün ise tablo tersine döndü

 

Artık mantar gibi türeyen gazetecilerden, dudak uçuklatan kazanç hikâyelerinden söz ediliyor. İştah kabartan da tam olarak bu. Çünkü gazeteciyim demek için ne bir diploma zorunlu, ne bir yeterlilik belgesi, ne de bir etik sınav var. Doktor olamazsın, avukat olamazsın ama “Gazeteciyim” demek son derece kolay.

 

Peki neden bu kadar cazip?

 

Çünkü bu meslek kamu yararına yapıldığı için yüksek bir itibara sahipti. O itibar; kişiler, kurumlar ve toplum nezdinde bir anahtar olarak görülüyordu. Emniyette bir tanıdık mı lazım? Gazeteciyim de. Kamunun imkânlarından mı faydalanmak istiyorsun? Gazeteciyim demen yeterli. Eskiden bu kolaylıklar, mesleğin kamu yararı taşımasından ötürü bir zorunluluktu. Basın kartı, gazetecinin değil toplumun haber alma hakkının anahtarıydı.

 

Ama günümüzde o kart, şahsi menfaatlerin anahtarı hâline geldikçe; yıllar içinde biriken itibar hoyratça harcandı.

 

Eskiden “Benim ne haddime” diye çekinirdim, bugün “Gazeteciyim” dediğimde insanların savunmaya geçtiğini görüyorum. Ön yargı, mesafeli bakışlar, temkinli cümleler… “Gazetecinin arkadaşı olmaz” derlerdi, abartı sanırdım. Ta ki arkadaş bildiklerimin yanında “Susun susun, gazeteci var” denildiğini duyana kadar.

 

 

İşte o an anladım

 

Bir mesleğin itibarı, onu taşıyamayanların elinde hızla tükenir. Benim büyük bir titizlikle korumaya çalıştığım, harcamaya kıyamadığım o itibar; bugün başkaları tarafından savurganca tüketiliyor. Ve evet, kendi hakkını savunamayan gazeteci olmaz. Elma sepetin içindeyse ayıklamak zordur. Çünkü çürük, sağlamı bastırır; kokusu önce etrafa, sonra mesleğin tamamına siner. Dışarıdan müdahale gerekir. Toplum ayıklamaya çalıştıkça işgüzar siyasiler çürük elmaları sepete geri koyup “idare eder” demeyi tercih ediyor.

 

Gazetecilik Günü’nde asıl kutlanması gereken şey, meslek değil; mesleğin onurunu hâlâ ayakta tutmaya çalışan az sayıda insanın direncidir. Çünkü bugün mesele gazeteci olmak değil, gazeteci kalabilmektir.. 

Taylan Toprak

Ege Gündem Gazetesi İmtiyaz sahibi