İsrail yönetiminin Sumud Filosu aktivistlerini alıkoyduğu Negev Hapishanesi, Filistinli tutuklu ve hükümlülere yönelik yüzlerce suç ve ihlalin belgelendiği en önemli hapishanelerden biri olarak öne çıkıyor. Gazze'den getirilenler dahil binlerce Filistinlinin bulunduğu Negev Hapishanesi'nde, ağır dayak ve işkenceler sonucu yaşamını yitiren Filistinli tutukluların olduğu belirtiliyor.
RAPOR İŞKENCE KAMPLARINI GÖSTERİYOR
İnsan hakları örgütü B'Tselem, 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail gözaltında tutulan Filistinlilere yönelik kötü muamele ve insanlık dışı uygulamaları belgeleyen “Cehenneme Hoş Geldiniz” (Wellcome to the Hell) isimli raporunu yayınladı. Raporda, gözaltına alınan ve büyük çoğunluğu suçlamasız serbest bırakılan 55 Filistinlinin ifadeleri yer alıyor. Bu ifadeler, bir düzineden fazla İsrail hapishane tesisinin, mahkumlara kötü muameleyi bir politika haline getiren bir kamp ağına dönüştürüldüğünü ortaya koyuyor. Her mahkumun kasıtlı olarak sert, acımasız işkence ve ıstıraba maruz kaldığı bu tesisler, fiilen işkence kampları olarak işlev görüyor. Ketziot'ta 6 kişi için tasarlanmış hücrelere aynı anda 12–14 tutuklu yerleştirildiği, yeni gelenlerin yatak olmadığı için zeminde battaniyesiz uyuduğu belirtiliyor. Doğu Kudüs'ten bir tanık, gün boyu kilitli kaldıklarını ve bazılarının haftalarca güneş görmeden hapishanede zaman geçirdiğini aktarıyor. Doğu Kudüs'ten B.S. adlı başka bir tutuklu, 191 gün boyunca hiç güneş görmediğini ve yalnızca birkaç günde bir, bir saatliğine havalandırmaya çıkarıldığını kaydediyor.
TOPLU CEZALANDIRMA VE CİNSEL ŞİDDET İDDİALARI
Tanıklıklar, günde 3–5 kez yoklama yapıldığını ve sayımlarda tutukluların duvara dönük, başları eğik ve elleri birbirine kenetli şekilde bekletildiğini gösteriyor. Ramallah bölgesinden bir tutuklu Muhammad Srur, haftalık toplu soyma aramalarında koridora çıkarıldıklarını, saatler süren aramalar sırasında bağırmalar, copla vurma ve gaz kullanımına maruz kaldıklarını ifade etti. Başka bir tanık, sayımların ve aramaların ibadet anlarını hedef alacak şekilde yapıldığını ve secde pozisyonunda bekletmenin aşağılanma aracı olarak kullanıldığını belirtti. Hebron bölgesinden 53 yaşındaki beş çocuk babası Ashraf al-Muhtaseb, toplu dayak seanslarında bilinç kaybı ve yoğun kanama yaşandığını ve bir olayda çevresinin “Kelimenin tam anlamıyla bir kâbusa” döndüğünü aktardı. Ashraf al-Muhtaseb ayrıca, dayak sırasında birçok kişinin kaburgalarının kırıldığını, çoğunun bayıldığını ve ortamın “Kelimelerle tarif edilemez bir dehşet” haline geldiğini belirtti. Rapor ayrıca, bazı tutukluların çıplak fotoğraflarının çekildiğini ve grup halinde gardiyanların cinsel saldırısına maruz kaldıklarını aktarıyor.
KURUMSAL İŞKENCE VE ÖLÜMLER
Bu insanlık dışı merkezde işkenceye maruz kalanlar, siyah üniformalı, maskeli, çoğu kez kimliksiz personel olarak görev yapan IPS’in Ön Tepki Gücü’nün (IRF/Keter) cop, köpek, sersemletici bomba ve ateşli silah kullandığını belirtti. Bir tanık, Keter biriminin ani baskınlarda köpeklerle birlikte hücrelere girdiğini ve mahkûmları topluca dövdüğünü aktardı. Bir tanık, aynı kıyafetlerle 51 gün geçirmek zorunda kaldığını ve gece yapılan baskınlarda bulunan tüm kıyafetlere el konulduğunu aktardı. Bazı tutuklular, geceleri ışıkların hiç kapatılmadığını, yüksek sesli müziğin özellikle uykusuz bırakmak için açıldığını ve bunun bir tür sistematik işkence olduğunu belirtti. Raporla birlikte Beit Sira’dan 24 yaşındaki bir diyabet hastasının, insülin tedavisi verilmediği için iki gün içinde hücresinde öldüğü; başka bir tutuklunun bağırsak hastalığı nedeniyle özel diyete ihtiyaç duyduğu halde uygun gıda sağlanmadığı için Ofer’de hayatını kaybettiği kayıtlara geçti.


