YAŞAM
Yayınlanma : 05 Şubat 2026 19:12

Prof. Dr. Zakir Avşar: Dijital dünya çocuklarımızı esir almadan nasıl korumalıyız?

Prof. Dr. Zakir Avşar: Dijital dünya çocuklarımızı esir almadan nasıl korumalıyız?
Prof. Dr. Zakir Avşar, dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, 15 yaş altı için sosyal medya kısıtlamaları öngören yasal düzenlemelerin gerekliliğini vurguladı. Çocukların ruh sağlığı, kimlik gelişimi ve güvenliği ri

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, "Dijital dünyada çocuklarımızı nasıl korumalıyız?" başlıklı yazısında, günümüzün küresel sorunu haline gelen dijital platformların çocuklar üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Avşar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da sıkça dile getirdiği gibi, evlatlarımızın teknolojiye yabancı kalmadan ama onun kurbanı olmadan yarınlara ulaşması için tedbir alınması gerektiğini vurguladı.

Çocuklar İçin Sosyal Medya Kısıtlamaları Kapıda

Prof. Dr. Avşar, önümüzdeki günlerde 15 yaş altı çocuklar için sosyal medya kısıtlamalarını öngören yasal düzenlemelerin gündeme geleceğini belirtti. Birçok ülkenin ve kurumun bu konuda düzenlemeler yaptığını hatırlatan Avşar, "özgürlük" adı altında karanlık emellere hizmet edecek grupların yine ses çıkaracağını öngördü. Dijitalleşmenin, kimlik inşası, değer algısı ve sosyal ilişkileri köklü bir şekilde değiştirdiğini, bunun en yoğun etkilediği kesimin ise çocuklar ve gençler olduğunu ifade etti. Gelişim çağındaki çocukların, dijital platformların sınırsız içerik akışı karşısında hem fırsatlara hem de ciddi risklere maruz kaldığını söyledi.

Dijitalleşmenin Çocuklar Üzerindeki Kümülatif Etkileri

Günümüzde sosyal medyanın çocukların hayatının merkezinde yer aldığını, ancak bu durumun gelişim süreçlerinin denetimsiz, ticari ve algoritmik sistemlerce yönlendirilmesine yol açtığını belirtti. Türkiye'de yapılan araştırmaların, çocukların erken yaşlardan itibaren internet ve sosyal medya ile temas hâlinde olduğunu gösterdiğini aktaran Avşar, bunun yüz yüze sosyal etkileşimin yerini çevrim içi ilişkilere bırakmasına ve çocukların sosyal bağ kurma, empati geliştirme ile gerçeklik algısı üzerinde belirgin etkiler yarattığını dile getirdi. Sosyal medya platformlarında sunulan hızlı tüketilen ve gerçeklikten kopuk içeriklerin, çocuklarda kendilerini başkalarıyla karşılaştırma, yetersizlik ve değersizlik duyguları geliştirmelerine zemin hazırladığını vurguladı. Sürekli değişen uyaranlara maruz kalmak, çocukların dikkat sürelerinde ve öğrenme kapasitelerinde düşüşe neden olurken, derinlemesine düşünme ve analiz yeteneklerini zayıflattığını bilimsel çalışmalarla ortaya koydu. Artan dijital ortamda geçirilen sürenin, akademik başarıyı ve duygusal düzenleme becerilerini olumsuz etkilediğini, ani haz arayışına yönelme, sabırsızlık, dürtüsellik ve tahammülsüzlük gibi davranışları pekiştirdiğini ifade etti.

Ruh Sağlığı ve Güvenlik Riskleri: Siber Zorbalıktan İstismara

Sosyal medya kullanımının ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin giderek daha görünür hale geldiğini belirten Prof. Dr. Avşar, sürekli onay arayışı ve beğeni/takipçi sayısı üzerinden kurulan değer ölçütlerinin, çocukların özsaygı algılarını dışsal faktörlere bağımlı hale getirdiğini söyledi. Bu durumun, ergenlik döneminde kaygı bozuklukları, depresyon ve sosyal geri çekilme gibi sorunların artmasına neden olduğunu, siber zorbalık vakalarının ise çocukların psikolojik dayanıklılığını zedeleyerek uzun vadeli travmatik etkiler doğurabildiğini belirtti. Çocukların çevrim içi ortamda tanımadıkları kişilerle iletişim kurmalarının, onları istismar, manipülasyon ve suça sürüklenme risklerine açık hale getirdiğini, dijital mecralardaki kimlik gizleme ve anonimlik imkanının kötü niyetli kişilerin çocuklara kolayca ulaşabilmesini mümkün kıldığını vurguladı. Bu durumun bireysel güvenliği ve toplumsal güvenlik algısını zayıflattığını, çocukların maruz kaldığı bu çok boyutlu risklerin, dijital alanın artık bireysel tercihlere bırakılamayacak stratejik bir alan olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Kamusal Düzenleme ve Gelecek Nesillerin Korunması

Mevcut hukuki çerçevelerin genellikle zarar ortaya çıktıktan sonra müdahaleyi esas alan reaktif bir yapıya sahip olduğunu, oysa çocukların korunmasının riskler gerçekleşmeden önce önleyici mekanizmaların kurulmasını gerektirdiğini söyledi. Sosyal medya platformlarının çocuklara yönelik özel koruma sistemleri, yaşa uygun içerik filtreleri ve ebeveyn kontrol araçları sunmasının, etik bir sorumluluk olduğu kadar kamusal bir yükümlülük olduğunu belirtti. Platformların ticari kazanç motivasyonuyla hareket ettiği bir ekosistemde, çocukların üstün yararını koruyacak kurumsal ve hukuki sınırların belirlenmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Uluslararası alanda birçok ülkenin, çocukların dijital ortamda korunmasına yönelik yaş sınırı, ebeveyn izni ve platform sorumluluğu esasına dayalı modeller geliştirdiğini hatırlatan Avşar, bu modellerin ortak noktasının, sorumluluğun bireylere değil, dijital ekosistemi yöneten aktörlere yüklenmesi olduğunu ifade etti. Bu yaklaşımın, dijital alanın bireysel özgürlükler çerçevesinde ve toplumsal sorumluluk ile kamu yararı perspektifiyle ele alınması gerektiğini ortaya koyduğunu belirtti. Türkiye açısından sosyal medya düzenlemesinin, çocukların gelişim haklarını güvence altına alacak, aynı zamanda dijital ortamda güvenli ve sağlıklı bir etkileşim alanı oluşturacak bütüncül bir politika çerçevesi gerektirdiğini söyledi. Bu çerçevenin, yasaklayıcı bir yaklaşım yerine, koruyucu ve önleyici bir anlayış ile hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Avşar, yaşa uygun erişim modelleri, güvenli yaş doğrulama sistemleri, ebeveynlerin sürece aktif katılımını sağlayan araçlar ve şeffaf denetim mekanizmalarının bu politikanın temel bileşenleri olacağını belirtti. Sonuç olarak, dijital çağda çocukların korunmasının, bireysel bir hak meselesi olduğu gibi toplumsal sürekliliğin ve kültürel istikrarın temel şartı olduğunu vurguladı. Sosyal medya düzenlemesinin, ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir müdahale değil; çocukların sağlıklı gelişimini güvence altına alan kamusal bir sorumluluk alanı olduğunu ifade etti. Gelecek kuşakların zihinsel, duygusal ve ahlaki bütünlüğünü korumanın, dijital dünyanın sunduğu imkânları etik ve hukuki sınırlar içinde yönlendirebilen güçlü bir toplumsal irade gerektirdiğini sözlerine ekledi.